ATATÜRK DÖNEMİNDE MÜZİK ALANINDA YAPILAN GELİŞMELER: Bölüm 1

 

Evet arkadaşlar sizlere birazda Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün müzik alanında yaptığı gelişmelerden bahsetmek istiyorum fakat bu konu biraz uzun olduğu için bölümlere ayırmaya karar verdim.

 Hepiniz biliyorsunuz ki Cumhuriyet’in ilanında sonra sadece siyasal alanda gelişmeler yapılmamıştır. Atatürk kültürel alanda da gelişime bilhassa önem vermiştir. Hele ki müzik alanında çok yoğun çalışmalar yapmıştır. Atatürk’ün müziğe olan ilgisi daha ateşemiliter olduğu zamanlarda bir operada Carmen’i izlediği zamanlara kadar uzanır. Aynı zamanda onun müziğe olan ilgisini körükleyen bir başka hususta Montesquieu’nun Kanunların Ruhu adlı eseridir. Bu eserin bir bölümünde “..müzikte yapılacak en küçük değişikliğin Devletin yapısında da değişiklik yapılmasını gerektirdiğini” dile getirir. Tabi bu iki hususun yanında kendisi çok iyi bir Türk müziği dinleyicisi, müzik hakkında yeni şeyler öğrenmek için gösterdiği çabalarda vardır.

 1934 senesinde Mecliste, “Bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü, musikide değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir.” Demiştir. Aynı zamanda Atatürk Harp akademisinde öğrenci olduğu zamanlarda da arkadaşları ile sık sık özel fasıllar yapmıştır ve bu fasıllarda kendisi de şarkı söylemiştir.

 İyi bir Türk Sanat Müziği dinleyicisi olmasının yanında Türk Halk Müziğine de çok değer vermiştir aynı zamanda Rumeli Türkülerine de ilgisi olmuştur.  O zamanlar çok değerli bir sanatçı olan Safiye Ayla, atamızın huzurunda Dolmabahçe Sarayında sık sık konser vermiştir. Mustafa Kemal Atatürk, her ne kadar son dönemlerde alafranga müziğe teşvik etmiş olsa da Klasik Türk Müziğine olan bağını ve sevgisini hiç koparmamıştır.

 Hafız Sadettin Kaynak, kaleme aldığı anılarında Ulu önderin müzikle olan ilgisi hakkında “dans etmek için alafranga müziği ve zevk etmek için de alaturka müziği” tercih ettiğini yazmıştır. Falih Rıfkı Atay’da bu mesele hakkında “sevdiği müzik alaturka, inandığı garp müziği idi. Evinden alaturka müziği eksik etmemişken, milli eğitimde yalnız batı müziğini tutmuştur.” Şeklinde kaleme almıştır. Bu ifadelerde Ulu önderimizin kendi zevkleriyle devlet için gerekli olanı, devlet meselesini ne kadar hassas bir şekilde ayırabildiğini, ne kadar dengeli bir şekilde bu çizgiyi koruduğunu görüyoruz.

 Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk, huzuruna birçok Türk müziği sanatçısını çağırtmış, büyük bir zevkle dinlemiş ve her sanatçıya övgülerini sunmuştur. O zamanlar Riyaseticumhur Fasıl Heyetinde neyzen olan Burhanettin Ökte anılarında atamızın müzik hakkındaki hassasiyetine değinmiştir.

 Atatürk’e göre inkılapların arasında yapılan en zor inkılap müzik inkılabıdır. Çünkü Ulu önderimiz Türk müziğinin evrensel boyutlara gelmesini, gelişmesini ve her yerde tanınmasını canı gönülden istemiş, bu konuda çok yoğun çalışmalar yapmıştır. Bu amaca ulaşmak içinde attığı adımlardan biri müzik alanında verilen eğitim ve bu eğitimi kaliteli bir şekilde verebilecek kurumların oluşturulması gerekliliğidir. Bu konu hakkında yoğun çalışmalar yapılmış ve nihayetinde 1934 yılında Ankara’da bir konservatuvarın oluşturulmaya başlanmıştır. Bu esnada Atatürk; yerli ve yabancı birçok kaynağı incelemiş, Ziya Gökalp’in eserlerini incelemiştir. Yurt dışında müzik eğitimi gören gençlerle tanışmış, akşam yemeklerinde ağırlamış ve bu yemek sofralarını birer müzik kurslarına döndürmüştür. Bu sofralarda batı müziği hakkında çokça bilgi edinmiştir. Aynı zamanda yerli yabancı kişilerle de görüşmeyi ihmal etmemiştir.

 Atatürk en zor inkılabın müzik inkılabı olduğunu sık sık dile getirmiştir. Buna ilave olarak  “çünkü müzik devrimi şahsa önce kendi iç dünyasını unutturmayı, sonra da yeni bir aleme yönelmeyi gerektirir. Onun için zordur… çok zor ama, yapılacaktır” demiştir.

 Bir diğeri de 1925 yılında İzmir Kız Öğretmen Okulunda öğrencilere “Hayatta musiki lazım mıdır?” diye sormuştur sorunun karşısında oluşan sessizlikten sonra da eklemiştir “ Hayatta musiki lazım değildir. Çünkü hayat musikidir. Musiki ile alakası olmayan mahlukat insan değildir. Eğer mevzubahis olan hayat, insan hayatıysa musiki behemehâl vardır. Musikisiz hayat zaten olamaz. Musiki hayatın neşesi, ruhu süruru ve her şeyidir” demiştir…

 

 Evet kıymetli arkadaşlarım Ulu önderimiz Gazi Başkomutanımız Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’ün müzik hakkındaki politikalarının birinci bölümünü bitirmiş bulunmaktayım. Aynı zamanda bu ülkenin vatansever, şerefli, fikri hür vicdanı hür bir müzisyen ve müzik öğretmeni olarak Ulu önderimize, aziz şehitlerimize ve gazilerimize teşekkürü borç bilirim. Ruhunuz şad olsun! 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun! Ne mutlu Türk’üm diyene ve hep bir çift mavi gözün izinde…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ENSTRÜMAN ÇALMAYI ÖĞRENENLERİN YAPTIKLARI HATALAR

MÜZİK KULAĞINI GELİŞTİREN SİHİRLİ ANAHTAR: SOLFEJ